Ana Menü

Şiirler

Astroloji

Günlük falınızı Okuyun

Kur Bilgileri

DövizDöviz AlışDöviz Satış
Dolar1.49941.5066
Euro1.92411.9334

Hava Durumu

ISTANBUL

Popüler Köşe Yazarları

Üye Girişi

Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

Anket

12 Eylül 2010 Tarihinde Anayasa Değişikliği için Yapılacak Referandum İçin Oyum:





Oy vermek için üye olmanız gerekmektedir.

Üye Istatistikleri

halili16:55:59
aylatol 4 Gün
gokhan42 6 Gün
YaSaR 6 Gün
sirkupu 1 Hafta
FURKAN 1 Hafta
inanhus... 2 Hafta
melisnur 3 Hafta
almira 5 Hafta
elif 6 Hafta


Bugün: 0
Dün: 2
Bu Hafta: 0
Bu ay: 0
Bu yıl: 22
Yeni Kullanıcı : bircan

· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1
· Toplam Üye Sayısı: 178
Günlük Ziyaretçi
Ziyaretçi : 12827
Site918 gündür açık
13 ziyaretçi / gün

e-mail Kayit Dagilimi
Yahoo: 3 (1.69%)
Gmail: 5 (2.81%)
Hotmail: 146 (82.02%)
MSN: 0 (0%)
Mynet: 9 (5.06%)
Other: 15 (8.43%)

Dil Seçeneği

DÖNEKLER (17 Kere Okunmuş)
Temmuz 16 2010 21:19:30 tarihinde isa Daduk tarafından yazılmış:
../../infusions/koseyazilari/images/yok.png

Modern devşirmeler olarak ezilen sınıf mücadelesinden ezen sınıf safına transfer olan döneklerin öncelikle kişilik bozukluğuna bağlı ahlaki sapma içinde olduklarını, dönek ahlakının kendilerince “aldatma, sadakatsizlik, ikiyüzlülük ve ihanet” diye tanımlanır..

İtirafçılık gibi dönmek de sicilini temizleyerek, yeni bir hayat ve o hayata uygun yeni bir kimlik, kişilik ve ahlak edinmektir. Yeni hayatında dönek, yeni ahlakı, kimliği ve kişiliğiyle artık maddi gücü elinde tutan sınıfın hizmetindedir.

 

Tapulu dönek, kiralık dönek

 

Aldatma, sadakatsizlik, ikiyüzlülük ve ihanet ezilen sınıfadır, mazlumadır. Muhabbet ve biat ise artık burjuva sınıfınadır. İtirafçı için olduğu gibi dönek için de kural, itiraf ederek geçmişini kusmak, dahası, ezen sınıfın tetikçiliğini yapmaktır. Entelektüel tetikçi olarak dönek, ihanet ettiği sol değerleri sermayenin pazarında işportaya çıkartacak ya da hastalık diye itibarsızlaştırıp dönekliği meşrulaştıracak, sermaye düzenini kutsayacak ve güce tapınacaktır.

 

Dünyada ve Türkiye’de sosyalizmin itibarın zirvesinde olduğu yıllarda “Onlar Uyanırken” adıyla “Türk Sosyalistinin El Kitabı”nı yazan kıdemli dönek Çetin Altan da öyle yaptı. 12 Mart 1971 darbesi döneminde hapse atılınca uyandırmayı bırakıp kendisi “uyandı”. Kendisi uyandıktan sonra ilk olarak halkı defterinden sildi; neo-liberalizm devrinde ise işçi sınıfını da tarihin kefenine sardı ve gönlünün başköşesindeki yeri burjuvaziye verdi.

 

Kıdemli döneğin sosyalizme meyletmesi, sonra dönüp burjuvaziye biat etmesi, başlı başına kitap konusu olacak ayrıntıda ve önemdedir. Yazı konusuyla sınırlı bir özet, gerçekten eksik kalır. Eksikliği göze alma pahasına bir özet vermek gerektiğinde ilk vurgulanacak nokta, Çetin Altan’ın dönekliği kabul etmediğidir.

 

Çetin Altan döndüğünü kabul etmez. Zaten dönekler iki türlüdür. Kimi ruhunu, beynini ve vicdanını tapusuyla birlikte satar; kimi de kiraya verir.

 

Ruhunu, beynini ve vicdanını tapusuyla birlikte satanlar hiperaktif saldırgan döneklerdir, arkadaşlarını ölümcül tuzaklarla avlayan itirafçılar gibidirler. İtirafçı, terk ettiği mücadeleyi mahkûm etmeye, itirafıyla eski yol arkadaşlarını avlamanın erdemli bir davranış olduğuna kendisini ve muhataplarını ikna etmeye çalışır. Tapusuyla transfer olan dönekler de kendi bireysel zafiyetleri yerine hasbelkader katıldıkları mücadeleyi mahkûm ederler, mücadelenin kimi yanlışlıklarını ve aşırılıklarını kolektifleştirirler. Yanlış olan kendileri değil, mücadeledir! Nitekim, rol modeli “psuedo dönek” de yanlışlığın sol mücadelede olduğunu, yeni başkaldırı ruhunun siyaset düzleminde değil bilim, ekonomik girişimcilik ve iletişim düzleminde aranması gerektiğini söylüyordu: “ ‘Elveda Başkaldırı’ kitabını yazdım. Komünizmin yıkılışını gazeteci olarak Rusya'da yaşadım. Ve Hürriyet'in genel yayın yönetmeniyim. Ya o yanlıştı. Ya bugün bizler yanlışız...” (Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 12 Ekim 1997

 

Elbette mütevazılık edip bugün durduğu noktanın yanlış olabileceğini söylememektedir. İsyankâr bir özgeçmişi olmasa da Ertuğrul Özkök dönekliği sahiplenmekte ve dönekliğe methiye düzmektedir. Çünkü, ruhunun, beyninin ve vicdanının tapusunu vermiştir.

 

Çetin Altan ise dönekliği sahiplenmez, kabul etmez. Çünkü, tapusuyla satmak yerine kiraya vermiştir. Hayat tecrübesi, entelektüel donanımı ve birikimi, tapusunu elde tutmaya yeterlidir. Bu yüzden kiralık dönektir, döndüğünü bile kabul etmez, çok çok günah çıkartır, değişip geliştiğini, değişimin ve ilerlemenin misyoneri olduğunu savlar. Nitekim, değişimin misyoneri ve filozofu rolünde, kendi tekil günah çıkarmalarını ve nedametini toplu terapiye dönüştürme, ola ki rüzgârın yönü değiştiğinde bir kez daha dönmeye kapıyı açık tutma çabasındadır.

 

“Elveda proletarya”

Merhaba burjuvazi

 

Kıdemli döneğin ömrünün bir döneminde sosyalizme meyletmesi, sonra dönüp burjuvaziye biat etmesi, gerçekten de başlı başına kitap konusu olacak ayrıntıda ve önemdedir. Eksik kalma pahasına bir özet verirken vurgulanmalı ki, Ertuğrul Özkök’ün isyankârlığı ve dönekliği ne denli sahte ise Çetin Altan’ınki o denli gerçektir.

 

Kendi anlatımına göre, paşa torunu olarak köşklerde doğup büyümesine karşın çocukluğunda sevgiden ve ebeveyn ilgisinden yoksun kaldı. “Sekiz yaşında yatılı okula bıraktılar, bir daha da kimse aramadı. Sevgi görmeyince insan, beğenilmek ister. Sevilmemiş çocuklar farkında olmadan kendilerini beğendirmek isterler. (...) Sevilmemiş insanlar, insanları mahkûm etmeye çalışırlar kendilerini beğenmeye.” (Milliyet Pazar, 7 Nisan 2002, Ahmet Tulgar’la söyleşi.)

 

Aynı söyleşide, “Hazin bir hikâyedir benim hayatım” diye acındırır kendisine. Galatasaray Mektebi’nde yatılı okumaktadır. “Büyük Gözaltı”, “Bir Avuç Gökyüzü”, “Viski” romanlarına malzeme yaptığı çocukluk ve gençlik anıları gerçekten ıstırap duyulacak acılıktadır. Çocukluk ve ilk gençlik dönemindeki sevgi, ilgi ve cinsellik açlığının, kendini beğendirme içgüdüsünün çıktısı, düzinelerce kitap, binlerce yazı olarak gelir. Eşi Solmaz Kamuran, “İpek Böceği Cinayeti” adlı biyografide “Annesi onu yeteri kadar sevdi mi sevmedi mi, bunun kararını bizler veremeyiz ama, belki de bu sevgi açlığının yirmi bini aşkın köşe yazısı ve kırk iki cilt kitabın yaratılmasında payı vardır...” diye yazar.

 

Özcesi, Çetin Altan çocukluğunda ve ilk gençliğinde acısını çektiği ilgi, sevgi ve cinsel açlığı doyurma, beğenilme, alkışlanma isteğiyle yüklüdür. Galatasaray Mektebi’nden sonra paşazadeliğin de yardımıyla başladığı gazetecilik yaşamında, alkışlanma isteğini doyuracak olanaklar bulsa da daha fazlasını istemektedir. Devir sosyalistlik devridir, o da sosyalistlikte karar kılar. 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) önerisini kabul ederek milletvekili seçilir, yazılarından dolayı açılmış davalarda dokunulmazlık da kazanır. Meclis’te, mitinglerde sosyalizmin sesi olur, alkışlandıkça alkışlanır. O hızla, “Türk Sosyalistinin El Kitabı”nı yazar. “Türkiye’nin ezilen horlanan, çağının dışında bırakılmış emekçilerini” kendi gücüyle iktidara gelip kurtulmaya çağırır.

 

Meclis’te öldüresiye linç girişimi belki de hayatının dönüm noktasıdır. Usul usul TİP ve sosyalizmle arasına mesafe koyar. Zaten, sosyalizmden esinlenen kitle hareketi zirveye ulaşmış, inişe geçmek üzeredir. TİP’in hezimete uğradığı 1969 seçimlerinde yeniden aday olmaz, peşinden 12 Mart 1971 darbesi gelir ve Çetin Altan gözaltına alınır.

 

Sosyalizm selinin kapıp sürüklediği yüzlerce entelektüelden biriydi. Malum, sel gider kum kalır. Gidenlerden biri de Çetin Altan’dır. “Büyük Gözaltı”nda can korkusuyla başladığı uyanma serüvenini “Bir Avuç Gökyüzü” altında tamamladı, nihayet sosyalistliği “Viski” kadehinde eritti.

 

Romanındaki adlandırmasıyla “Rezil Köpek” sosyalistidir ve aslında “enayilik” etmiştir. “Önce evinin içini düzelteceğine dünyayı düzeltmeye” kalkmıştır, karısının ömrü ise “sarhoş beklemekle geçmiştir.

 

Enayiliğinin cezasını görmüş, kurtarmak istediği halk tarafından linç edilmiştir. “Onun payına düşen ceza daima işkenceydi...”

 

Dün kendisini alkışlayanları artık başka gözle görmektedir: “Üstüne doğru yüzlerce kişi geldi mi? Hem de kurtarmak istediğin yüzlerce kişi. Kafana taşlarla sopalarla vurdular mı, beynini parçaladılar, kollarını bacaklarını kopardılar mı?

Artık alkış almadığına göre enayiliğin lüzumu yoktur; kasketli işçinin ağzından “Boş ver ağabey, bana ne, ben mi kaldım dünyayı düzeltecek?” diye iç hesaplaşmasını yapar.

 

Sonrası, kendisini alkışlasın alkışlamasın, halka nankörlük ve düşmanlıktır: “Onlar bizi linç ettikçe biz de onları linç edeceğiz.”

 

“Rezil Köpek” dediğini yaptı. Sosyalistlik “Viski”de erirken, “Türk Sosyalistinin El Kitabı”ndaki “Türkiye’nin ezilen horlanan emekçileri”nin yerine, “yağlı kaygan bataklık” geldi.

 

Dün kendisini alkışlayan halkı da kendisiyle birlikte “Viski” kadehinde eritip “yağlı kaygan bataklığa” gömmekle kalmadı. Neo-liberalizm devrinde Andre Gorz “Elveda Proletarya”yı yazarak, işçi sınıfını tarihe gömdü! Sınıflar kalmadığına, tarihin sonu geldiğine göre sınıf ve devrim mücadelesi de yoktur, varsa bile burjuvazi en devrimci sınıftır. Artık aslolan devrim değil değişim, uyum, istikrar ve reformdur. Çetin Altan, Andre Gorz’dan geride kalacak değildi, o da işçi sınıfını tarihin çöp sepetine attı:

 

“İşçi sınıfı artık ilerici bir sınıf değil. (...) Evrensel değişimin bayrağı bugün önce bilimcilerin elinde. Sonra da, işçi sınıfını tarihe doğru süpürerek, yeni teknolojilerle üretim yapanların elinde. Türkiye'de değişimin bayrağına TÜSİAD sahip çıkmaya uğraşıyor.” (Çetin Altan, Sabah, 8 Temmuz 2001)

 

 

Hidayete erip önce yerli halkı, sonra işçi sınıfını “yağlı kaygan bataklığa” gömdükten sonra, kendisini alkışlayacak efendiyi Türkiye’nin dışında buldu. “Emperyalizm nedir?”, Türk’ün bunu bilmediğine fetva verdi:

 

“Türkler, ‘emperyalizmi, kapitalist devletlerin, yoksul ülkeleri sömürmesi sanıyorlar... Öyle değil mi? Değil. ‘Emperyalizm, yoksul ülkelerin sömürülmesi değil, gelişmesini engellemektir. Endüstri üretimine geçemesinler de, kapitalistlerin üretimlerini almayı sürdürsünler, diye. Küreselleşmenin, ‘emperyalizmin yeni bir çehresi’ olduğunu iddia edenler var. Sen ne diyorsun buna? ‘Monizm’den, yani ‘komünizm’den, hiçbir şey anlamamış olmak, diyorum. Yeni teknolojilere dayalı bir üretim modeli, dünyadaki 5 milyar yoksulu zengin etmek zorunda. Yoksa hızla artan üretimi kim emecek? Marx'ın vaktiyle saptadığı bir gerçek, şimdi uygulamaya giriyor.” (Çetin Altan, Sabah, 8 Temmuz 2001)

 

Kıdemli dönek, emperyalist burjuvazinin dünyadaki tüm yoksulları zengin edeceği müjdesini (!) vermekle ve küresel burjuvaziyi aklamakla kalmamış, küresel faşizmin Irak halkı üzerine çullanmasını kadeh kaldırarak kutlamaya da çağırmıştı:

 

“Irak savaşına falan çok taktırmayın aklınızı. Gelişini alkışlayın 2003 yılının; kimbilir ne beklenmedik sürprizlerle geliyor... Sık sık şaşırıp, şaşırıp kalacağız; fena mı?” (Çetin Altan, Milliyet, 25 Aralık 2002)

 

“ABD Başkanı Bush, kendine özgü birtakım değişik çıkar hesaplarıyla da saldırsa Saddam’a; 20 – 25 yılın sonunda, bambaşka bir tablonun ortaya çıkmasına neden olacaktır Yakındoğu’da...(…) Türkiye de, küreselleşme sürecinin içindedir ve gitgide daha çok saydamlaşacaktır. Enseyi karartmayın ve 2003 yılını, "evrensel değişim"e kadeh kaldırarak kutlayın...” (Çetin Altan, Milliyet, 27 Aralık 2002)

 

“Irak savaşını da, fazla büyütmeyin gözünüzde. Şayet çıkarsa, daha da hızlı saydamlaşır Türkiye...” (Çetin Altan, Milliyet, 4 Ocak 2003)

 

Döndüğünü kabul etmeyip Marksizm’i tekeline alsa ve emperyalizmin dünya ölçeğinde sömürü düzeni olmayıp yoksulları zenginleştireceğini, Türkiye’yi saydamlaştıracağını savlasa da hayat kıdemli döneği doğrulamadı. Ne dünya yoksulları zenginleşiyor, ne Irak halkı Saddam’dan kurtulmakla rahata erdi ne de Türkiye saydamlaştı. Zaten Irak halkı acı çekiyor diye Türkiye saydamlaşacaksa saydamlaşmasın daha iyi.

 

Döneklik yeterince utanılası bir düşkünlüktür. Dönüp düşmenin sonu yoktur. Varsa bile Sigismund Freud ve Haydar Dümen’in uzmanlık alanına girer.

   Yaklaşan bu seçim sürecinde  döneklereimiz pastadan pay kapmak için siraya girmiş bulunyorlar ,Yerel seçimlerde belediye  başkanlığı ,genel seçimler dede millet vekiliği için sıraya girerler umadık kişiler düşüncelerine ders geldiğini inadığımzı partilerden aday olurlar

Halkı yerel seçimler farklıdır ikdırad partsinden aday olup kazandığı takdirde hzimet yapacağını vaatını verirler. bu tür sümürü ve döneklik örnekleri çoktur. halkımızın bu kişlere itibar etmeyip kimliklerini inkar etmeyen  kişlik sahibı  adayları seçmeliler diye düşünürken ne yazıkı  bu kişler halkı aldatıp kariyer peşinde koşuyorlar , iktidara geldiklerine cezalanan hallkımzı oluyor ..

Yorum

Henüz yorum yazılmamış.

Yorum yaz

Yorum göndermek için lütfen üye girişi yapın.
Sayfa oluşturulma süresi: 0.22 saniye
12,827 Tekil Ziyaretçi