Ana Menü
Şiirler
Astroloji
Kur Bilgileri
| Döviz | Döviz Alış | Döviz Satış |
| Dolar | 1.5066 | |
| Euro | 1.9334 |
Hava Durumu
Popüler Köşe Yazarları
Üye Girişi
Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.
Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
Anket
Üye Istatistikleri
| halili | 16:58:42 |
| aylatol | 4 Gün |
| gokhan42 | 6 Gün |
| YaSaR | 6 Gün |
| sirkupu | 1 Hafta |
| FURKAN | 1 Hafta |
| inanhus... | 2 Hafta |
| melisnur | 3 Hafta |
| almira | 5 Hafta |
| elif | 6 Hafta |
Bugün: 0
Dün: 2
Bu Hafta: 0
Bu ay: 0
Bu yıl: 22
Yeni Kullanıcı : bircan· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1
· Toplam Üye Sayısı: 178
Günlük Ziyaretçi
Ziyaretçi : 12827
Site918 gündür açık
13 ziyaretçi / gün
e-mail Kayit Dagilimi
Yahoo: 3 (1.69%)
Gmail: 5 (2.81%)
Hotmail: 146 (82.02%)
MSN: 0 (0%)
Mynet: 9 (5.06%)
Other: 15 (8.43%)
Gmail: 5 (2.81%)
Hotmail: 146 (82.02%)
MSN: 0 (0%)
Mynet: 9 (5.06%)
Other: 15 (8.43%)
Dil Seçeneği
| AŞK (71 Kere Okunmuş) |
| Ekim 20 2009 10:18:05 tarihinde isa Daduk tarafından yazılmış: |
Aşk hakında herkes bir şeyler yazyor bende yazayım dedim ,hep sosyalizm ve komnizim hakında yazacak değilm ya eh bizde aşkı bilyoruz.
Onu görünce kalbin çok fazla çarpmaya başlıyor.
- Son günlerde, içindeki sevinç, mutluluk duygusu arttı.
- Hayata, olaylara daha umursamaz bakıyorsun.
- Arkadaşların gözlerinin pırıl pırıl baktığını ve son günlerde yüzüne bir canlılık geldiğini söylüyorlar.
Eğer bu belirtileri taşıyorsan, aşık olduğun şüphe götürmez bir gerçek! Aşık olduğumuzda hepimiz benzer duygular yaşarız; ayaklarımız yerden kesilir, aklımız başımızdan gider, hep onu düşünür, hep onun hakkında konuşmak isteriz. Bunlar aşık olan herkesin bildiği ve binlerce yıldır yaşanan süregelen duygular
Aşkı, duygularımızın, düşüncelerimizin, alışkanlıklarımızın, yetişme tarzımızın ve daha birçok şeyin etkiler.
· Aşık olduğumuzda gösterdiğimiz dengesiz davranışlarımızın sebebi, vücudumuzun salgıladığı feronom maddesidir! Aşk, vücutta feronom maddesinin salgılanmasıyla başlar. Aşkın kokusu olarak tanımlanan bu madde, beynin ilgili bölümlerini uyarıyor ve aşk doğuyor!
· Feronom, vücudumuzun salgıladığı hormonlardan sadece biri. Feronom’a “aşk hormonu” da deniliyor. Aşıkların, her dakika aşık oldukları kişiden söz etmeleri bu hormondan kaynaklanıyor. Aşık olunduğunda vücudun fazla feronom salgılamasıyla kişilerin fiziksel yapılarında ve davranışlarında değişiklikler oluşmaya başlıyor. Kalp çarpıntısı, gözlerin parlaması gibi değişiklikler oluyor ve “O da beni seviyor mudur”, “Acaba şimdi nerededir” gibi sorular artmaya başlıyor. Obssesive yani takıntılı kişi davranışları gözlemleniyor.
· Aşkın yerini sevgiye bırakması da hormonlarla ilgili. Zamanla serotoninin azalması, oksitoksinin artmasıyla, aşk yerini zamanla sevgi ve şefkate bırakıyor.
Aşk acısı çeken biri, sevgilisini unutamamıştır, her gördüğü şeyde, her olayda ondan bir parça bulur. Bir yandan yaşadıklarına inanamaz. ‘Gerçekten bu aşk bitti mi’, ‘Onsuz ne yaparım’ gibi duygulara kapılır.
Seninle biz birbirimizi 180 dereceye tamamlayan üçgen açıları gibiyiz,
Çünkü sen benim aklımı kompleks sayılar gibi yaptın,
Seni düzgün hızlanan hareketle seviyorum,
Eğer kalbimin bileşkesini alırsan, tanjantı sen, kotanjantı sen
Sen ve ben yalnız bir molüz.
Senin o güzel DNA'n kalbimin çizgili kaslarını gıdıkladı,
Haydi! Bana oogenez hücreni teslim et!
Zigot meydana getirelim.
Sen ve ben aynı dokuda iki alyuvar gibiyiz,
irisimi sana çevirdiğim anda,
Adrenalin oranım boyumu aştı.
Pandorinam, hipotenüsüm, analitik düzlemim benim,
Seni 16 eş parçaya ayırıp, her birini tek tek sindirim yollarıma gönderirim.
Sen benim için Kanuni'nin hazinelerinden daha değerlisin!
Seni kalorisi düşük bir besin gibi seviyorum.
Akdeniz bölgesinde üretilen besin maddeleri bile sevgim kadar çok değil,
Canım istersen benim entegralimi al, istersen türevimi,
Sana tüm iç organlarım feda olsun.
Biz bir çözeltiyiz,
Sen çözülen, ben de çözücü maddeyim,
Aşkımız aruz vezniyle yazılmış bir edebi eser gibi,
Nasıl da aliterasyon yapılmış kelimeler gibi aynıyız farkında mısın?
Sana olan sevgim bir uçaktan eğik atışla atılmış bir tas gibi, Canim!
Sana verdiğim çift çenekli bitkiyi koku epitellerine götürürken,
Sanki 10 tabanında logaritma bilmem kaç gibi oluyorum.
Ama sonumuz ne olursa olsun,
Seninle ben bir koloni gibi iç içe yaşayacağız !
DERMİŞİZ
Aşk tutkudur
Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde... Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan... Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki... Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki...
Aşk… ?
Yanıtına sığındığımız bir soru daha…
Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir.
Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.
Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşk"ı bir varlık olarak ele alıp, "aşk nedir" sorusunu yanıtlamaya, onun neliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir. Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Schopenhauer"in Aşkın Metafiziği, Afşar Timuçin"in Aşkın Diyalektiği, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut"un Sevginin Bilgeliği, Herbert Marcuse"un Eros ve Uygarlık, Erich From"un Sevme Sanatı, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.
Bunların yanısıra, bilim alanından da, özellikle psikolog ve psikiyatristler aşk üzerine çalışmalar yapıp eserler ortaya koymuştur.
İster bilimsel, ister sanatsal, isterse felsefi anlamda ele alınsın, aşkı bir varlık, bir olgu olarak gören ve belirlemeye yönelen her girişimin temelinde, buna girişen bireyin, kendi öznel, deneyimleri ya da deneyimsizlikleri; anlamlandırmaları, yanılsamaları, hayalleri; içerisinde yaşadığı koşullardaki tercihlerini hem kendisi hem de diğerleri nezdinde meşrulaştırma çabaları vardır. Bu çaba, kendilerinin, yani öznelliklerinin paranteze alındığı, hatta, sanki hiç yokmuş gibi algılanmasına olanak veren genelleşen belirleme ve önermelerde bulur ifadesini... Yapılan tanımlarda daha da belirgindir bu özellik... Bundan dolayı yapılan her genelleme öznelliği aşma yada gizleme çabasıdır. Çünkü bilinmesini, sorgulanmasını, alenileşmesini istemez kendi yaşantısının...
|
Yorum yaz
Yorum göndermek için lütfen üye girişi yapın.
















Aşk hakında herkes bir şeyler yazyor bende yazayım dedim ,hep sosyalizm ve komnizim hakında yazacak değilm ya eh bizde aşkı bilyoruz.
Onu görünce kalbin çok fazla çarpmaya başlıyor.
- Son günlerde, içindeki sevinç, mutluluk duygusu arttı.
- Hayata, olaylara daha umursamaz bakıyorsun.
- Arkadaşların gözlerinin pırıl pırıl baktığını ve son günlerde yüzüne bir canlılık geldiğini söylüyorlar.
Eğer bu belirtileri taşıyorsan, aşık olduğun şüphe götürmez bir gerçek! Aşık olduğumuzda hepimiz benzer duygular yaşarız; ayaklarımız yerden kesilir, aklımız başımızdan gider, hep onu düşünür, hep onun hakkında konuşmak isteriz. Bunlar aşık olan herkesin bildiği ve binlerce yıldır yaşanan süregelen duygular
Aşkı, duygularımızın, düşüncelerimizin, alışkanlıklarımızın, yetişme tarzımızın ve daha birçok şeyin etkiler.
· Aşık olduğumuzda gösterdiğimiz dengesiz davranışlarımızın sebebi, vücudumuzun salgıladığı feronom maddesidir! Aşk, vücutta feronom maddesinin salgılanmasıyla başlar. Aşkın kokusu olarak tanımlanan bu madde, beynin ilgili bölümlerini uyarıyor ve aşk doğuyor!
· Feronom, vücudumuzun salgıladığı hormonlardan sadece biri. Feronom’a “aşk hormonu” da deniliyor. Aşıkların, her dakika aşık oldukları kişiden söz etmeleri bu hormondan kaynaklanıyor. Aşık olunduğunda vücudun fazla feronom salgılamasıyla kişilerin fiziksel yapılarında ve davranışlarında değişiklikler oluşmaya başlıyor. Kalp çarpıntısı, gözlerin parlaması gibi değişiklikler oluyor ve “O da beni seviyor mudur”, “Acaba şimdi nerededir” gibi sorular artmaya başlıyor. Obssesive yani takıntılı kişi davranışları gözlemleniyor.
· Aşkın yerini sevgiye bırakması da hormonlarla ilgili. Zamanla serotoninin azalması, oksitoksinin artmasıyla, aşk yerini zamanla sevgi ve şefkate bırakıyor.
Aşk acısı çeken biri, sevgilisini unutamamıştır, her gördüğü şeyde, her olayda ondan bir parça bulur. Bir yandan yaşadıklarına inanamaz. ‘Gerçekten bu aşk bitti mi’, ‘Onsuz ne yaparım’ gibi duygulara kapılır.
Seninle biz birbirimizi 180 dereceye tamamlayan üçgen açıları gibiyiz,
Çünkü sen benim aklımı kompleks sayılar gibi yaptın,
Seni düzgün hızlanan hareketle seviyorum,
Eğer kalbimin bileşkesini alırsan, tanjantı sen, kotanjantı sen
Sen ve ben yalnız bir molüz.
Senin o güzel DNA'n kalbimin çizgili kaslarını gıdıkladı,
Haydi! Bana oogenez hücreni teslim et!
Zigot meydana getirelim.
Sen ve ben aynı dokuda iki alyuvar gibiyiz,
irisimi sana çevirdiğim anda,
Adrenalin oranım boyumu aştı.
Pandorinam, hipotenüsüm, analitik düzlemim benim,
Seni 16 eş parçaya ayırıp, her birini tek tek sindirim yollarıma gönderirim.
Sen benim için Kanuni'nin hazinelerinden daha değerlisin!
Seni kalorisi düşük bir besin gibi seviyorum.
Akdeniz bölgesinde üretilen besin maddeleri bile sevgim kadar çok değil,
Canım istersen benim entegralimi al, istersen türevimi,
Sana tüm iç organlarım feda olsun.
Biz bir çözeltiyiz,
Sen çözülen, ben de çözücü maddeyim,
Aşkımız aruz vezniyle yazılmış bir edebi eser gibi,
Nasıl da aliterasyon yapılmış kelimeler gibi aynıyız farkında mısın?
Sana olan sevgim bir uçaktan eğik atışla atılmış bir tas gibi, Canim!
Sana verdiğim çift çenekli bitkiyi koku epitellerine götürürken,
Sanki 10 tabanında logaritma bilmem kaç gibi oluyorum.
Ama sonumuz ne olursa olsun,
Seninle ben bir koloni gibi iç içe yaşayacağız !
DERMİŞİZ
Aşk tutkudur
Üç harften oluşan, kısacık bir sözcük dilimizde... Bu denli kısa olup da, söylendiğinde, okunduğunda ya da duyulduğunda insanın dikkatini çeken, içinde bir şeyleri kıpırdatan... Bu denli kısa olup da, uğrunda ölünen, öldürülen, kişiyi yemeden içmeden kesen ya da deli olunan bir durumu anlatan kaç sözcük vardır ki... Eğer aşk, salt bir sözcük olsaydı; yaşanan bir gerçekliğe delalet etmeseydi, bu kadar bizi ilgilendiren ve etkili bir kavram olabilir miydi ki...
Aşk… ?
Yanıtına sığındığımız bir soru daha…
Aşk her toplumda vardır ama yaşanış renkleri farklıdır. Bunların renklerini birbirinden ayıran ise, bireylerin içerisinde yaşadığı toplumsal, kültürel koşullar, bireylerin yetişme tarzları ve çocukluk yaşantıları, kişilik özellikleri, değerleri ve tercihleridir.
Tarihsel ve güncel anlamda, aşkın yüzlerce, binlerce tanımı yapılmıştır ve gelecekte de yenileri eklenecektir bunlara. Keza yine aşkı konu alan binlerle ifade edilecek şiirler, öyküler, romanlar yazılmış; oyunlar sahnelenmiş, türküler yakılmış, şarkılar söylenmiştir. Ressamlar, ellerinde fırçaları ve paletlerindeki renklerle, tuvale aksettirmeye yeltenmişlerdir onu.
Aşk, yalnızca sanatın ve edebiyatın farklı alanlarında değil, felsefede de işlenmiştir. Filozofların bazıları aşk"ı bir varlık olarak ele alıp, "aşk nedir" sorusunu yanıtlamaya, onun neliğini ortaya koymaya ve belirlemeye girişmişlerdir. Bunlardan bazıları makaleler yazmış, bazıları daha kapsamlı çalışmalar yapmıştır. Schopenhauer"in Aşkın Metafiziği, Afşar Timuçin"in Aşkın Diyalektiği, yine yaklaşık olarak aynı kapsamda değerlendirilebilecek olan Alain Finkielkraut"un Sevginin Bilgeliği, Herbert Marcuse"un Eros ve Uygarlık, Erich From"un Sevme Sanatı, bu çalışmalardan bazı örnekler olarak sayılabilir.
Bunların yanısıra, bilim alanından da, özellikle psikolog ve psikiyatristler aşk üzerine çalışmalar yapıp eserler ortaya koymuştur.
İster bilimsel, ister sanatsal, isterse felsefi anlamda ele alınsın, aşkı bir varlık, bir olgu olarak gören ve belirlemeye yönelen her girişimin temelinde, buna girişen bireyin, kendi öznel, deneyimleri ya da deneyimsizlikleri; anlamlandırmaları, yanılsamaları, hayalleri; içerisinde yaşadığı koşullardaki tercihlerini hem kendisi hem de diğerleri nezdinde meşrulaştırma çabaları vardır. Bu çaba, kendilerinin, yani öznelliklerinin paranteze alındığı, hatta, sanki hiç yokmuş gibi algılanmasına olanak veren genelleşen belirleme ve önermelerde bulur ifadesini... Yapılan tanımlarda daha da belirgindir bu özellik... Bundan dolayı yapılan her genelleme öznelliği aşma yada gizleme çabasıdır. Çünkü bilinmesini, sorgulanmasını, alenileşmesini istemez kendi yaşantısının...